Tarih beni yazmıyorsa ben kendim yazarım!

26 Nisan 2014 Cumartesi

Yasal uyarı




                               

Buraya bir uyarı  yazmam farz oldu. Şuanda blogunda bulunduğunuz vatandaş annesini arayıp enneler günü yaklaşıyor bana ne alacaksın? diye soran, alış veriş merkezlerinin gıda reyonlarında durup salçayla tahinle
 yapılacak işkenceleri hayal ederek vakit haracayıp alacağı şeyi unutup eve eli boş dönen, toplu taşıma araçlarında uzatılan bozuk paraları şoförün başından aşşağı döküp dünya işte bazen yağmur bazan para yağar diyerek dünyanın en itici espirisini
yapan, beş yaşındaki yeğeniyle oynadığı savaş oyununda yenilince beni bir daha yenersen telefonumla oyun oynayamazsın diye tehdit eden, yaşlıyım diyen babannesine benim yaşıma gelince ne olacaksın diyen, girdiği lokantada ayranı gecikince
kalkıp dolaptan alan, bir saat sonra uyu diyen abisini duyunca evdeki bütün saatleri geri alan, kız yeğeninin tokalarını takıp aslında bana daha çok yakışıyor diyerek çocuğu çıldırtan, amcasının deyimiyle yandan çarklı, abisinin deyimiyle
kaktüs (çiçek ama dikenli) arkadaşlarının deyimiyle çakma hokey, babasının deyimiyle prenses, annesinin deyimiyle kürdandır. Bunları bilinde öyle hareket edin sonra bazı vatandaşlar gibi mantıklısın ama çocuksun büyüyünce bana dön deyip ertesi gün kapıma gelmeyin yoksa kullanmakta zorluk çektiğim beynim tamamen çevrim dışı oluyor.

Ha bu arada Allah hiç bir dişiyi yolda yürürken açılan sütyen kopçasıyla sınamasın. Amin

18 Nisan 2014 Cuma

Sokaktaki köpekler






                                          
Bence dünyada en tehlikeli şey eğitilmemiş insandır. Eğitim derken okuldaki derslerden bahsetmiyorum. Çok nadir yerlerde verilen insanlık dersleri. Bu derslerden mahrum büyüyen bir nesil dünyanın her yerinde var.  Bu insanların daha iyi şerefsizlik yapması için biraz bilek gücüne ihtiyaçları var, bilek gücü erkeklerde daha fazla olduğu için bu şerefsizleri genelde erkek olarak tanırız dişi versiyonları da elbette var.  Bu tip insanların nesli Kabil'le başladı, dünyanın sonuna kadarda sürecek.  Bu şerefsizler yaşadıkça Şiddet gören kadınlar tecavüze uğrayan çocuklar ve daha bir çok şey devam edecek. Eğer babamı tanımasaydım erkeklerden nefret ederdim. Babam ve babam gibi insanların var olduğunu bilmek kuruyla yaşı yakmamam için bir sebep. 

Her sabah okula gitmek için evden çıktığımda bir çok şeyle karşılaşıyorum. Bazen çok aciz hissediyorum. Sürekli ceylan gibi tetikte bekliyorum. Yolda yürürken birilerinin göz hapislerine alıştım. Birilerinin gelip tanışmak için rica etmesini de hoş karşılıyorum, öyle bir duruma geldim artık. Telefon numaramı isteyenler en masum olanları bence. Kıçıma bakıp laf atanları sarhoştur diye geçiştirip yatıştırıyorum kendimi. Laf atan ergenleri büyüyünce utanacaklar diye duymamazlıktan geliyorum. Takip edenler nasıl bir işkence yaptıklarının farkındalar mı acaba çok merak ediyorum. Bir saatlik yolculuk süresince gözünü kırpmadan bakanlar nasıl rahatsız ettiklerini biliyorlar mı. Yine bunlar klasik şeyler üstesinden geliyorum yani geliyoruz alıştık. 

Okuldan çıktığımda hava kararmıştı. Bindiğim otobüs gayet sakindi. Elimdeki kitabı açıp o mükemmel satırların tadını çıkarırken yine göz hapsine alındım. Çok umurumda değildi doğrusu hep olan şey. Gelir tanışmak ister numara ister gider.  Kitaptan başımı kaldırdığımda direk adamın kısık gözleriyle karşılaşıyorum. Tuhaf bir tip sıska başında bir bere var elleri cebinde ve gözünü kırpmadan yüzündeki tek bir kası oynatmadan bana bakıyor. 

Genelde karşımdakinin hangi amaçla baktığını anlarım. Sapıklıktan yahut bir umutla ama bu adamın baktığı gibi hayatımda ilk defa biri bana bakıyor. Öyle korkunç ki belirsizlik amacı ne hiç bilmiyorum tüylerim diken diken oldu korkma pink diye teselli ederken buldum kendimi. İneceğim durağa yaklaşınca biraz rahatladım ayağa kalkıp arabanın durmasını beklerken adamın nefesini ensemde hissettim. Titreyen bacaklarıma aldırmadan aşağı indim. Sokaktaki kalabalığın içine dalınca rahatlayıp oh be dedim. Biraz ilerleyip dükkanını kapatmak üzere olan kuru yemişçiden pişmaniye aldım pişamniyeyi çok severim. Kalabalık sokakta yürürken elimi pişmaniyeye daldırıp bir parça kopardım tam ağzıma atacakken karşıma çıkan kısık gözler kanımın donmasına neden oldu. Beresini çıkarmış yarı dökülmüş saçlarıyla yine aynı ifadesiz şekilde bana bakıyor. Ne yapacağımı şaşırdım pişmaniyeyi geri koyup telefona sarıldım abimi arayıp nerede olduğunu öğrendim işte olduğunu duyunca telefonu kapatmasını bekledim ardından kapatmamış gibi gel beni al dedim bunları yaparken  eve doğru ilerliyordum tabi adam benim önümde ve sürekli dönüp dönüp bana bakıyor. 
Öyle acizim ki neyden korktuğumu bile bilmiyorum bana ne yapabilir ki sanki bu kalabalıkta ama lanet olsun ki korkuyorum işte. Siteyi bu kadar uzağa yapan mimara küfür etmeyi ihmal etmeden eve doğru koşar adımlarla ilerledim. En son sitelerin olduğu sokağa gelince bir siteye girip güvenliğe sarılmak istedim. Kendi kendime konuşup ilerlerken sıska adamın ortalıkta olmadığını fark ettim etrafı kolaçan ettiysem de bir türlü göremedim.  Fırsat bilip koşmaya başladım bizim sitenin önün gelince güvenliği öpücektim resmen. Havanında piskolojisi bozuktu bu gün bir yağdı bir açtı en son yağan yağmurda ıslanmıştım birde öyle korkunca titremeye başladım. Titreye titreye dairenin önüne geldim asansörde beni yalnız bırakan Ahsen'e küfürler savurdum zorla eve attım kendimi kapıyı da bilmem kaç kez kilitledim. Bu şerefsizin eline ne geçti öyle merak ediyorum ki benim yavru kedi gibi korkmam ona haz mı verdi kendime de kızıyorum hiç bir şey olmadı ama salak gibi titredim. İşini gücünü bırakıp akşam vakti beni evime kadar takip etti o süreçte yüzündeki tek bir kas bile kıpırdamadı. Korktuğumu fark ediyosun korkuttuğunu da biliyosun peki ne istiyosun amacın ne niye takip ediyosun? Böyle bir şerefsizliği yapmak için bana mantıklı bir sebep sunsa yemin ederim izin vericem. 
Eğitimsiz insanlar vahşi canavarlar oluyorlar. 

Her anneye yalvarmak istiyorum eğitemeyeceğin çocuğu doğurma! Doğurup sokağa salma lütfen..

14 Nisan 2014 Pazartesi

Şifreli Öykü Mimi






                                       



Gece yarısı dışarıda olmaktan korksam da başka çarem yok. Evime giden bu uzun yolda kalp atışlarımı ağzımda hissediyorum. Bir anda karşıma çıkan minik sarı kedi daha fazla korkmama neden oldu yüzüne vuran Mavi ışıkla gözleri cam gibi parlıyor. Her ne kadar korksam da kedinin yanına yaklaşıp elimi ona sürdüm. Kediyi kucağıma alıp safransarı rengindeki tüylerini okşadım. Kediye ''Senin adın Zeritte Briss olsun'' diye fısıldarken burnuma gelen kahve kokusu karanlık sokağı sarmıştı. İleride karanlık sokağı aydınlatan sarı ışığın altında oturmuş yaktıkları ateşte kahve pişiren üç kişi dikkatimi çekti yanlarına gitmek istesem de Dördüncü Tekil Şahıs olmak istemedim bu yüzden Kahve tadından vazgeçip evime doğru ilerlemeye devam ettim. Elimdeki kediye Hayata dair güzellikleri anlatmak istedim ama sessizliği bozmak istemedim susup Sağlam adımlarla evime gitmeye devam ettim. Cebimdeki kalem yere düştüğünde kaldırımda tok bir ses çıkardı karanlıkta kalemi aramaya çalışırken kucağımdaki kedinin hırıltısını duydum yoksa artık bende Kedili yazıcı kişi mi oldum? Bu düşünce beni gülümsetirken yerde duran kitap dikkatimi çekti karanlıkta ne olduğunu çözemediğim kitabı sağ elimle alıp ilerideki ışığa doğru ilerledim. Işığın altına geldiğimde kitabın bir not defteri olduğunu gördüm defterin üzerinde bir Atmaca resmi vardı defterin kapağını açıp içinde düzgün el yazısıyla yazılmış satırları okumaya çalıştım Sade ve derin cümleleri anlayacak kafada değildim zaten bu saatte dışarıda olmam hiç mantıklı değildi Manyakmıyım ben?  Sonunda evime yaklaşınca binama uzaktan baktım derin bir oh çekip güvende olduğumu hissettim. Bu bina uzaktan bakınca    Titania'nın Çöplüğüne benzese de benim sarayım. Evimin kapısından girerken kucağımda hırlayan kedi bir anda gelen ışıktan korkup pençelerini koluma geçirdi ve kucağımdan fırladı binanın kapısından çıktığını görmedim kolumdaki pençe izlerinden akan kan çok fazla derin nefes alıp sakinleşmeye çalışsam da bu acıyı unutmak için Narkoza ihtiyacım var.